28 Aralık 2012 Cuma

bülbülü altın kafese koymuşlar...


Merida’dan, “burda yasanabilir” hissiyati ile ayrildim. Zira Merida, Meksika’nin en guvenli, suc orani en dusuk sehriymis, dolayisiyla da acayip revactaymis. Sokaklarda elinizi kolunuzu sallayarak yuruyebileceginiz, aksamlari rahat rahat disari cikabileceginiz bir sehirdi Merida.
Mexico City’e iner inmez butun atmosfer degisti. Rahat ve relax modumuzdan, aninda tetik vaziyete gectik, Unagi!!!!! Sevgili Slovak arkadasim, 1.5 ve 3 yaslarinda iki cocugu, ve ben otoparkta bizi bekleyen arabamiza bindik. Havaalanindan cikar cikmaz kesmekes sehrin derinliklerinde kaybolduk. Mecazi anlamda soylemiyorum, gercekten kaybolduk. Sat-Nav bizi yari yolda birakti, sarji bitti. Arkadasim 3 yildir orda yasayan biri olarak, yarim saat kadar daireler cizdikten sonra yolunu buldu! Tabi abuk sabuk mahallerde daire cizerken hafiften tirstik. Dedim heralde benim Meksika’daki kaderim bu, geldigimden beri ne zaman bir araca binsem kaybolduk!
Aksam karanliginda evin onune geldigimizde, garaj kapisinin acilmasini beklerken bile korkulduguna sahit oldum. Meyer her saniye bir endisenin soz konusu oldugu bir sehirmis bu Mexico City dedikleri! Huzursuz memleket, dogasi oyle. Sagsalim evin icine girdik kapilari kitledik, kismen huzura erdik. Ev sehrin en baba mahallelerinden birinde, mustakil kocaman villalar, yemyesil sokaklar… Ama gelin gorun ki, butun evlerin onu kale duvari, duvarlarin uzeri tellerle cevrili. Sokakta bekci klubeleri, 7/24 klubenin icinde (uyuyan) Meksikali bekciler… Evin icindeki guvenlik gorevlisi de kocaman bir kopek. Disarda uyuyan Meksikali’dan daha guvenilir oldugu da kesin.
Butun bunlar bana cok asiri gelse de, orda yasayip adapte olmus biri icin o kadar da dayanilmaz bir durum degildi. Adapte olmak demek, surekli teyakkuzda olmak demek. Onlar, her turlu tehlikeye hazirlikli olmaya alismislar, Gorevimiz Tehlike modunda yasiyorlar. Nereye gidilir, ne yapilir, ne yapilmaz biliyorlar. Bu durum her buyuk sehir icin gecerli tabi ki, Istanbul’da, Londra’da da basina feci seyler gelebilir insanin. Ama bazi sehirler var ki, risk almaya hic gelmez, alinan en kucuk risk cok buyuk pismanlik getirebilir. Arkadasim, gayet relax bir kiz, her yere uyum saglayabilen, herkesle arkadas olabilen tiplerden. Yillarca Sao Paula’da yasadi. Meksika’ya isinma turlarini orda atti! Gordum ki, dunyanin en relax insani bile Mexico City’de kendini asiyor. Hele de 2 adet dunya sekeri, sarisin cocuklariniz varsa, direkt hedef tahtasi olabiliyorsunuz. Unagisiz cikmam abi!
Yuksek duvarlarin ardinda ise hayat sut liman. Evde iki adet yatili hizmetli var, iki cocuga, kopege ve eve onlar bakiyor. Bahcede onlara tahsis edilmis ufak bir evde kaliyorlar. Rahata mega alismis arkadasim, gulu seven dikenine katlanir diyor. Bense bu kadar rahatlik ve bolluga ragmen ikna olamiyorum. Bulbulu altin kafese koymak gibi bir durum. Yavrumu alip, parklarda gezemeyeceksem, surekli guvenliginden endise edeceksem, 7/24 Unagi vaziyetinde olacaksam, neyleyim altin kafesi!
Sabah ilk is, cocuklari yuvaya birakmak oldu, yuva evin arka sokaginda, 5 dakikalik bir yuruyus. Bes dakika icinde, sabah kosusuna, alisverisine cikmis, sokagin butun expat kadinlariyla tanismis oldum. Icimden hayat size guzel dediysem de hemen altin kafesi hatirladim…Hepsi Avrupali veya Amerikaliydi, merhabalastigimiz tek Meksikalilar, evlerin onunde hazirolda bekleyen soforler ve bekciler oldu!
Cocuklari sattiktan sonra, mahallenin en sosyetik kafesine kahvaltiya daldik. Pazartesi sabahi kafe, toplanti salonu gibiydi, takim elbiseli yakisikli adamlar, havali hanimlar, is pesindeydiler. Anladim ki Meksika’da da isle ilgili butun kararlar, yemeklerde aliniyormus.
Kahvalti ve mahalle turu aradan ciktiktan sonra, arabamiza atlayip dustuk yollara.  Istikamet Theotihuacan!
Baya bir yol gittik, giderken yine ucsuz bucaksiz sehri deldik gectik, gecekondularin ufka karistigi manzaralara bakarak… “Gormezsem gozum acik giderim” listemdeki bir maddenin daha uzerini cizmeye hazirlaniyordum. Tarif edilemez bir heyecan duyuyorum, devasal tarihi veya sanatsal bir yapiyi ilk defa gordugum anlarda. Yuzyil once Paris’e ilk gidisimi hatirliyorum. Gece sehre arabayla girip, rasgele sokagin birinde gordugumuzufak bir otele yerlesmistik. Daracik sokaklardan uzun sure yurudukten sonra, bir sokagin ucunda kafami kaldirip Tour Eiffel’i ilk gorusumu hatirliyorum. Kafanizi kaldirip birden karsinizda hic beklemediginiz muhtesem bir sey gorunce ne yaparsiniz, ben iste boyle hafiften soka girerim, zevkten dort kose olurum!

Neyse Paris nireee Meksiko nireee.. (Boyle olur olmaz Paris’ten  bahsetmeye basladim mi anlarim ki Parisim gelmis, acil gitmeli.) Karsimda duruyordu, butun devasalligiyla, Gunes Piramiti. Dunyanin en buyuk 3. Piramiti. Bir numarada yine Meksika’da yer alan Cholula, iki numarada ise meshur Misir’in Giza piramiti var (Piramit severlerin bilgisine).
Biz hemen bir rehber bulduk kendimize, aklimiza gelen butun sorulari sorabilmek icin! Rehberimiz her zamanki gibi acayip mavra bir tipti. Rehberlerin beni neden bu kadar eglendirdigini bilmiyorum, ama hepsinin nevi sahsina munhasir tipler oldugu kesin! Rehber amcam, acayip motive, bizi etkilemek icin her hikayeyi ballandira ballandira anlatan araya espriler serpistiren komik bir adamdi.

Theotihuacan ismi tanrilarin dogum yeri anlamina geliyor, isim babasi da Aztekler.  Ama Theotihuacanlar da Azteklerin babasi. (Yani sehrin original adi bilinmiyor.) Zira Theotihuacanlar Azteklere yaklasik bir 500 sene kadar fark atmislar. Kimler gelmis kimler gecmis bu Mesoamerika’dan! Hele bir Olmec’ler varmis ki, onlar milattan once 1400’lere uzanmislar. Insanoglu Afrika’da dogmus, ne zaman kalkmis da taa Amerikalara gitmis insanin akli almiyor!Simdilerde  Afrika’dan Amerika’ya ucakla 10-12 saatte variyoruz. Bir de o zamanlari dusunursek, modern insan 200.000 yil once Afrika’da ortaya cikip, ancak 16.000 yil once Amerika’ya varabilmis! Yani bizim 12 saatlik ucak seyahati (ki ben ondan bile binbir sikayet ediyorum) o zamanlar 187.000 yila tekabul ediyormus! O da Sibirya uzerinden Alaska’ya  gecerek, oyle Atlantige bodoslama dalmaya benzemiyormus!Eh Insanoglu bu, engel ve sinir tanimadan, herseye maydanoz olmaya hazir bir canli!

Bana goreTheotihuacanlarla ilgili ilginc bir kac seyden biri acayip uzun boylu bir irk olmalari… Meksikalilara bakiyorum ufacik tefecik ici dolu tortilya seklindeler! Yani adamlarin iskeletlerini gozumle gormesem inanmazdim, gercekten dev gibilermis! Ne zaman cekmisler de kuculmusler ben anlamadim. Diger bir olaylari da gayet suslu oluslari, takilar, kolyeler, bileziklar gani gani. Ama en sasirtici taraflari ise vahsi olmayislari. Burda rehberin yalancisiyim, ama adam israrla, ne kadar baris sever ve sakin bir toplum olduklarindan bahsetti durdu! Malum biz Aztekleri biliriz, feci acimasiz, bir o kadar da vahsi irk.
Piramitlerin orjinal rengi kirmiziymis. Dusunun bu devasal yapilar, bundan 1500 yil once kipkirmizi parliyorlarmis! Taslari nasil kirmiziya boyamislar derseniz, cevabi bir bocekte gizli! Yine rehberin yalancisiyim, ama kirmizi rengi bir cesit bocegi ezerek elde ediyorlarmis. Artik varin siz dusunun kac milyar talihsiz bocegin bu ugurda can verdigini! Adamlar barbar degilmis dedik ama, is bocege gelince gozlerini kan burumus!!!!!

Gunes piramidinden ay piramidine uzanan yoldan (Avenue of the dead) yururken, aslinda sehrin cok daha buyuk oldugunun farkina variyorsunuz, 83 kilometre kareye yayilmis, 100-125bin nufusa ulasmis bir metropol, dunyanin en buyuk sehirlerinden biriymis vakti zamaninda! 125.000 mi? Yuh Besiktas’in nufusu 187.000 diyeceksiniz ama sorarim size, bundan 1500 yil once kac kisi yasiyormus acaba Besiktas’ta, Carsi taraftari nerelerdeymis o zamanlar ;-)
Altin disli sempatik rehberle vedalasip ayrildik bu muhtesem mekandan. Yolda yemek molasi verdik, tipik bir restoranda. Onden tekilalar geldi, arkadan corba! Bayildim Meksika mutfagina, ozellikle Yucatan yemeklerine. El Torito’da, Fajita, Burrito, ve Quesadilla’yi bayila bayila Meksika yemegi diye yiyenlerin, bir Meksika ziyareti yapmasi farzdir. Tex-Mex’i yillar yili Meksika mutfagi sanip yemis biri olarak benim yuzum kizardi sahsen J Hele bir “sopa de lima” (limonlu tortilyali corba) denilen corbalari vardi ki, eksili eksili, bir hafta boyunca her ogun yedim bikmadim!
Vedalasma vakti gelmisti, sevgili can arkadasimla simsiki sarildik, sonrasinda ben taksiye binip havaalani yolunu tuttum. Uzun ve kasvetli bir yolculuktan sonra, ogleden sonra Londra’ya vardim. Sessizce eve girdim, cunku Anto’nun uyku saatiydi. Sabirsizlikla uyanmasini bekledim, gozum surekli kamerasinda.. Uyanir uyanmaz kostum odasina, kapidan girdim, beni gorunce hafif bir sokla bakakaldi zavalli kuzum. Kucagima aldim. Simsiki sarildik birbirimize, sessizce, dakikalarca. O zaman anladim ki, yavru beni ben yavruyu cok ozlemisim. Ayri gecen bir hafta cokmus. Sonraki gunlerde acisini cikardik tabi ki, Anto dibimden ayrilmadi, bensiz adim atmadi. Biraz zorlandik bu yapisik siyam ikizleri formatinda, pratigi baya zormus. Ama o benim kucuk koalam, ne kadar yapissa hakli, kendisini bir hafta birakip giden annesine!!!!
Hafif sucluluk duygusu, muhtesem anilar, muhtesem mekanlarla gecti bu seyahat. Ama Meksikalilar’a duydugum bu sevgi sayginin ozunde ne var diye sorarsaniz, adamlar cikolatayi icat etmis! Hem de Aztekler! Cikolatayi kesfeden insan evladi sevilmez mi! Aztekler olmasaydi, bugun fistikli Damak’i agzimizda eritebilir miydik! Peki dondurmali brownie yiyebilir miydik!!!!
Millet, Maya takvimiyle kafayi bozmusken, ben Nutellami kasiklayip, Allah ne muradiniz varsa versin ey Aztekler diyordum…
THE END




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder