29 Ekim 2012 Pazartesi

..bir aslan miyav dedi, minik fare kukredi...

Sevgili Sevgililer,

Muhabiriniz, bayram izlenimlerini aktarmak icin Dublin'den bildiriyor. Ilk izlenimler; burda bayram yok! Rahmet yerine de yagmur yagiyor!

Ama olsun bizim yerimize bayrami yasayan herkesin bayrami kutlu olsun! Ben "sizin yerinize de calisma" gelenegini surduyorum, elim mahkum. Dunyanin dort bir yanina yayilmis bayramcilara da kim tutar sizi diyorum, benim yerime de yiyin, icin, gezin!

Ama deliye hergun bayram seklinde yasiyoruz zaten minik Antomuz sagolsun. Hergun ayri bir senlik havasindayiz. Sabah uyanis senligi mesela, Anto bir adet saatli bomba gibi her sabah 8'de patliyor. Bir sure yatakta idare etmeye calisiyorum, iphone'la falan kandiriyorum, ama nafile. Bizimkisi Haci Yatmaz gibi, yatirmaya calistikca ayaga firliyor. Sonrasinda dolabin surgulu kapilari gunluk performans ve dayanaklilik testinden geciriliyor, ardindan sifonyer cekmeceleri test ediliyor, sonrasinda da yatak odasinin kapisi 3-5 kez carpiliyor. Bense bu sirada Aysel'in anahtar ve kapi sesine kitlenmis oluyorum! Ama Anto benden daha pur dikkat. Anahtarin delige girisini 1. kattan duyup cigligi basiyor! Heyecandan dort kose oluyor. Oyun arkadasinin gelip onu uykulu ve sıkıcı annesinden kurtarmasi icin can atiyor! Anto acaip hassas bir cocuk. Istedigin kadar sessiz ol, kacamiyorsun. Anahtar sesi, kulp sesi, ayak sesi, parke gicirtisi...Tavsan gibi kulaklarini havaya dikip, var gucuyle, ciglik cigliga sesin geldigi yone dogru kosmaya basliyor. Ben sahsen bu haline bayiliyorum, cunku bu seramoni benim isten eve giris seramonim. Kapiyi acar acmaz, karsimda var gucuyle bana dogru kosup kucagima atlayan cuceyle karsilasiyorum. Elimde cantam, alisveris posetleri napicagimi sasiriyorum her seferinde! Bir sure deli gibi sariliyoruz sanki sabah 8'den beri degil de 8 gundur gorusmemisiz gibi!

Evde hiyerarsik bir duzen soz konusu. Anto, Aysel'e deli oluyor, kucagindan inmiyor, bacagina yapisiyor, surekli O'nunla oynamak istiyor. Aysel "biz yapisik Siyam ikizleriyiz" deyip duruyor. Ta ki ben eve gelene kadar. Ben gelince Aysel'in pabucu hafiften dama atiliyor. (Ama tabi Aysel aksam cikarken de arkadasinda bir posta aglaniyor!) Beni gorunce Aysel'i unutan yavrum, sevgilimin eve gelisiyle aynen beni unutuyor ve O'nun boynuna yapisiyor! Askolsun onlari ayirabilene! O dakikadan sonra tuvalete bile beraber gidiyorlar! Yani anlayacaginiz piramidin en alt kisminda Aysel, orta kisminda ben, ve en ust kisminda babasi var! Herseye ragmen ayrimcilik yapmiyor Antusum, sevgi dolu bisiy kendisi. Ben ve Charles sarilip opustugumuzde hemen yanimizda bitiyor, o da sarilmak istiyor. Hemen uclu bir "group hug" yapiyoruz acaip mutlu oluyor.

Aksamlari evde uslu uslu bizi bekledigine kanmayin ama.. Bizim Anto tam bir sokak cocugu. Kahvaltisi biter bitmez, kapiya kosuyor, ayakkabilarini ve paltosunu alip Aysel'e yapisiyor, "hadi cikiyoruz" diye.. Hatta pusetine tirmaniyor ve bekliyor! Akli fikri sokakta. Zavalli Aysel de emir eri seklinde iki ayagi bir pabuca girmis halde firliyor sokaga... Aktivite siniflari, parklar, kutuphane, oyuncakcilar.. Yapacak birseyler buluyorlar. Eve sadece uyumak ve yemek yemek icin ugruyorlar. Erkek cocugu oldugundan olsa gerek diye dusunuyorum bu outdoor duskunlugu. Bende de indoor duskunlugu olunca, cikar catirmasi yasiyoruz :)

Yine de artik eskisine gore daha sakin oldugunu dusunuyorum. Bir ay oncesine kadar, ayni yerde 1 dakika oturmazdi. Simdilerde bizimle kanepede oturuyor, elinde ipad, oyunlar oynuyoruz, sesi cikmiyor. Cocuga cin girdi saniyoruz ama sanirim o buyuyor. Simdilerde buyuk bir heyecanla ne zaman konusacak diye bekliyoruz. 1.5 yasini biraz gecti, ama henuz "let's go" disinda cumle kurdugunu duymadik. Minik bir papagan gibi duydugunu tekrar etme huyu var. Ayni kelimeyi 3 dilde soyledigi de oluyor. O yuzden de kelimeleri her zaman anlayarak mi soyluyor yoksa ezber mi yapmis onu da anlayamiyoruz. Ancak bizim anlayabildigimiz kelimeler disinda, anlayamadigimiz bir dili sokmus vaziyette. Surekli konusuyor, 10 dakika susmadigi oluyor. Pur dikkat dinliyoruz belki bisiler anlariz diye ama nafile. Fransizca, Ingilizce, Turkce derken, acaba cocuk hepsini karistirip kendi dilini mi gelistirdi diye urkunc fikirlere kapiliyorum bazen.(Hatta sesini kaydedip, desifre etmeye calistim olmadi) Ya bizimki kendi ana dilini yarattiysa, napicaz, mecbur bizim onun konustugu dili ogrenmemiz gerekecek! Artik hangi dilse o, elinde bir telefon surekli saydiriyor. Konusurken de bir asagi bir yukari yuruyor... Tamamen yabanci bir dilde cok ciddi gorusmeler yapiyor! Bazen acaba bebekler ust kuruluna bizi mi sikayet ediyor diye dusunuyoruz...super ciddi ve hafif sinirli konusmalar....Ayni konusmayi bazen de oyuncak kutusuna yapiyor. Aman Allahim yoksa politikaci mi
olacak diye telaslaniyoruz!

Konustugu dil her neyse Ural-Altay, Cermen veya Romans grubuna ait oldugu surece cok telasa gerek yok! Ama bir konussa(bizim dillerden birini) hersey degisecek eminim. Yeni bir sayfa acilacak hayatimizda. O gunu iple cekiyorum.

Bu yaslar kesinlikle muhtesem, degisim inanilmaz. En ufak seyleri bile fark ediyorum, dunden bugune, gecen haftadan bu haftaya. Kacirdiklarimi da Aysel'den dinliyorum.

Mesela yeni aksam yemegi rutinize Anto da katiliyor. O saate aksam yemegini yemis olmasina ragmen, bizimle sofraya oturmak istiyor, acliktan degil meraktan. Mama sandalyesini kesinlikle redediyor. Oturtmaya calisirsaniz ne demek istedigimi cok iyi anlarsiniz, 2 bacagini iki yana oyle bir ayiriyor ki koltuktan sokmaniz imkansiz oluyor! Bir de uzerine kollari dimdik yukari kaldirinca ellerinizden zeytinyagi gibi kayiyor. Ellerini kollarini ayaklarini iki yone germis bir cocugu tutmaya calismak fizik kanunlarina aykiriymis bunu da anlamis oldum.
Hal boyle olunca normal sandalyeye oturuyor, onunde tabagi kasigi bardagi, tabi onlar da plastik. O plastik bardaktan su icmeyi de redediyor. Bizim cam bardaklari isaret ederek "noooo" diyor. Illaha kocaman cam bardaktan icecek ayni suyu! Yemegi de bizim koca tabaklardan, koca catallarla yemege calisiyor. Yani bize "bana artik cuce muamelesi yapmayin layyn" mesajini veriyor. Biz de piskin piskin "ama sen hala cucesin" deyip gecistiriyoruz! Yasasin kotuluk!

Kotuluk burda da bitmiyor! Diger sadistce zevk aldigim aktivite ise, banyodan sonra Anto'nun saclarini tarayip, degisik modeller yaratmak. Ortadan ikiye ayirmak, saga veya sola yatirmak, dimdik punk yapmak, one dogru tarayip genc popcu havasi yapmak. Anto ve ben cok egleniyoruz, ama sevgilim, "maymun ettin cocugu" edasiyla pis bakislar firlatiyor her seferinde! Yana dogru tarayip caliskan ogrenci modelime de ozellikle karsi, "tam fasist yaptin cocugu, birak daginik kalsin!" diyor...

Inatci, merakli, oyuncu bir tip anlayacaginiz, kedi misali...Ancak cok da tehlikeli, surekli tirmanista, bisikletlerin uzerinde ayaga kalkiyor, ellerini birakip denge yapmaya calisiyor, kanepe ve masalara cikip uzerinde kosmaya calisiyor. Kutularin uzerine cikip kendini bosluga birakiyor, kasla goz arasinda merdivenin tepesine cikmis oluyor. Surekli odumuz agzimizda, bazen gercekten havada veya yere cakilmasina 10 santim kala yakaliyoruz. Bir kalecinin golu kurtarmak icin atladigi gibi daliyoruz Anto'ya dogru! Keske mumkun olsa da replay yapip yavas cekim gosterebilsem o anlari. Isin kotu tarafi bu tip durumlarda kedi gibi 4 ayaginin uzerine dusulmuyor aman diyeyim!!!!

Bu aksam eve gitmiyorum, Dublin'den yarin aksam donuyor olacagim. Zaten sabah da 6'da hirsiz sessizliginde sivistim evden. Zavalli yavru uyandiginda beni aramis. Bu tip kisa ayriliklara alisigiz da, asil Kasim'da ilk ciddi ayriligi yasayacagiz, tam 6 gece.. Nasil olacak bilmiyorum, hep birlikte yasayip gorecegiz. Umarim pisman olmam!

Herkesin Kurban ve Cumhuriyet Bayrami Kutlu olsun! Nice 89'lara agiz tadiyla!
optum

aslihan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder