28 Ağustos 2014 Perşembe

Bulutsuzluk Özlemi


Çok değil sadece 3 hafta evveldi, bavul toplama koşturmacası içindeydik. İyimser insanoğulları olarak 2 bavula sığacağımızı düşünmüştük. 2 yetişkin, 2 velet, biraz mayo, biraz şort, biraz şapka, biraz ondan, biraz bundan derken son gün 2 bavula sığmayacağımız kesinleşti, resmi gazetede de yayınlandıktan sonra, ben bavulcunun yolunu tuttum( Eh kızına sahip çıkmazsan ya davulcuya ya bavulcuya...). Bir adet irisinden seçtim aldım. Onu da başarıyla ağzına kadar doldurmayı becerdikten sonra yola koyulduk. 
Tatilin en sevmediğim kısmı yolculuk, daha doğrusu uçak yolculuğu. Kuyruk üstüne kuyruk, benim şahsen anlam veremediğim bir sürü güvenlik zımbırtısı. Sıvıya karşıyız, makyaj malzemesine karşıyız, ipad'ler laptop'lara karşıyız, kemerden hiç hazetmeyiz, bozuk para mazallah, hatta ayakkabı bile bozar bizi!!! Paranla rezil olmak bu olsa gerek! 

Bütün işlemleri tamamlayıp uçağa bindikten sonra geriye kalan tek sorun Alex'i zaptetmekti. Daha yeni yürümeye başlamış bir canlı olarak tek derdi, en kısa sürede en fazla adımı nasıl atabileceğiydi (canlı pedometre). Yolculuğun en zor olduğu dönem 1-2 yaş aralığı (kesin bilgi), tabi zorluk derken ana baba açısından bahsediyorum, dar açı! Bu dönemi evde geçirmeyi becerebiliyorsanız hiç kasmayın oturun oturduğunuz yerde, evde saklambaç falan oynayın! Alex her ne kadar hacı yatmaz hoca oturmaz kıvamında olsa da, en güzel huyu uykucu oluşu. Bütün sıkıntılar o uyuyana kadar, sonrasında uçaktaki diğer normal insanlar gibi, dergi karıştırmak, yemek içmek serbest hale geliyor. Bu mutlu ve huzurlu saatler çok sürmese de hiç yoktan (hiç uyumayandan) iyidir. Anto'dan bahsetmiyorum bile artık, O iki yaşına bastığı günden beri yolculuklarda problemsiz. Akıllı uslu, kendini oyalayabilen, matchbox arabalarıyla, kitaplarıyla mutlu bir çocuk. Seviyorum bu yeni Anto'yu, tek dileğim Alex'in de level atlayarak bu ermiş mertebesine ulaşması.. Sonrasında uçaklar bize vız gelir tırıs gider olacak. Şimdilik beklemedeyiz.

Beklemekten çatladığımız tatil ve Bodrum sonunda geldi çattı. Bodrum'u gerçekten sevdiğimi O'nu olduğu gibi kabullendiğimin farkına varınca anladım. Bodrum'u Bodrum yapan O'nun bu dağınık halleri zaten. Deniz benim için vazgeçilmez, nerde bulsam girerim. Ama Bodrum'un suyu ayrı bir güzeldir, serindir, derindir, temizdir. Suyu bir yana asıl güzelliği havasıdır. O hava başka yerde zor bulunur, buram buram terlenilen, nefes alınmayan deniz kenarı bana gelmez. Hele o kadar terleyip girdiğiniz deniz serin sularla kaplı değilse hiç almayayım, alana da mani olmayayım. Hem yayladayız, hem denizde, hem köydeyiz, hem şehirde, hem ıssız sessiz sakiniz, hem gürültünün eğlencenin göbeğinde... Her koyu her köyü ayrı güzel Bodrum.

Bütün bunlar bir yana, Bodrum'un benim için önemi birleştirici oluşu. Artık ailece orda beraber oluyoruz, aylardır görmediğimiz dostlarımız kalkıp geliyor, yıllardır görmediğimiz akrabalarımız komşu oluyor, kuzenler buluşuyor, çocuklar kaynaşıyor. Hal böyle olunca Bodrum'un önemi daha da artıyor, neşe ve mutluluk katsayımız da. Aile eş dost akraba, muhabbetler, yemekler, kutlamalar, hoşgeldinler, vedalar derken nasıl geçtiğini anlayamadığımız bir tatil oluyor. Nitekim bu yaz da öyle oldu. Bir curcuna, bir karmaşa, çoluk çocuk gani gani. 

Denize sıfır tatil tatillerin en güzeli, evin huzurlu sakin ortamında, bir elinde kahve bir ayağın suda umrunda mı dünya!!! Ağustos'da Bodrum'daysanız (ve Adanalı'ysanız), evinizde bulunması gereken 3 önemli şey var; taze kırmızı fıstık, Bodrum mandalinası gazozu ve Türk kahvesi. Bu üçü mevcutsa sırtınız yere gelmez, pardon gelir, şezlonga paşa paşa gelir. Tek sorun üçünün de hastalık derecesinde bağımlılık yapması (akabinde rehabilitasyon şart) 

3 haftayı 5 kilo fıstık, 20 litre Bodrum gazozu, 8 ton Türk kahvesi tüketerek sağ salim atlatmış olmamız bile bir mucizedir. Eh risk almadan keyif de alınmıyor, yapacak birşey yok. 

Bütün bu yemece içmeceden arta kalan vakitlerde denizdeydik. Alex bir su kuşu olarak kendini kanıtladı. İlk günden kahkahalarla girdi, giriş o giriş...Anto maalesef su konusunda arıza çıkardı. Minik Alex'in çırpınışları bile O'nu motive etmeye yetmedi. Her seferinde törenle girildi, merdivenlere çelenk bırakıldı, bayraklar yarıya indirildi. Ne yaptıysak olmadı, deniz olayı bir arkadaşa bakıp çıkmaktan öteye gitmedi. Havuzda biraz daha ilerleme kaydedildiyse de yeterli verim alınamadı. Şans topu önümüzdeki yaza devretti. Birini sokmaya çalışırken, diğerini çıkarmaya çalışmak olay oldu. Bacaksız Alex, dalgalara cesurca atarken kendini kovalarca su yuttu, ama bana mısın demedi, bir o kadar da kum yedi. Avuç avuç götürdü kumları, üzerine de bir kova deniz suyu oh mis!!!! 

Bol güneş, bol deniz derken Alex'in yeni dişleri çıktı, ama ne çıkış. Çocuğun dişlerinin bir tarikat kurduğundan hiç şüphem yok artık, heryere beraber gidiyorlar, beraber çıkıyorlar. Tek tek sıra sıra yok. Aynı anda 5 diş çıkardı, tatile dişlerini altın harflerle yazdırdı! 

Fırsat buldukça sevdiğimiz restoranlara attık kendimizi. Türkiye'de olduğunuzu en iyi hissettiren yerler restoranlar bence. 'Ne yemek var?' sorusuna gözlemecide bile 'herşey var abla' diye cevap veren garson sadece bizim memlekette mevcuttur. Menüyü getirmek yerine 5 sayfalık menüyü sırayla herkes anlayana kadar baştan sona sayan, bu işlemi gerektiği kadar tekrar etmekten üşenmeyen garson da sadece bizim memlekette mevcuttur. Olmayan yemeklerin istek üzerine menüye eklenmesi, yoktan var edilmesi de sadece bizim memlekette mümkündür. Hal böyle olunca yenilen içilenin sonu gelmedi. 

Ev halkı evde 2 ila 3 çocuk olunca biraz zorlandı haliyle, yemek fasılları gerçek fasıla dönüştü, aheste ve kafa yapan cinsten. Bodrum geceleri biberonlara sütlere karıştı,  denize nöbetleşe girildi. Çocuklar devir teslim sistemiyle idare edildi. Her zamanki yardımcımız İmran imdadımıza yetişti, çocuklara da bize de çok iyi baktı. Son gecemizde Alex'in birinci yaşını, Zeyno'nun 35. yaşını, bizim de 7. evlilik yılımızı kutlarken öğrendik ki İmran da hamileymiş. Dolayısıyla sersem olduk, neyi kutlayacağımızı şaşırdık!

Alex'in birinci yaşı da Bodrum'da aradan çıkmış oldu. Kendi yavrum diye söylemiyorum, Alex gerçekten gördüğüm en şeker bebeklerden. Acayip komik acayip sempatik kimseye benzemiyor kimseyi takmıyor. Cool bebek, mavra bebek, afacan bebek. İyi ki yapmışız O'nu, onsuz bu dünya çok daha renksiz olurdu. Alex sitenin de maskotu oldu, hergün elden ele gezdi, sipariş veren komşulara yarım saatliğine ödünç verildi. Hayır yadırgama diye birşey de yok, her gördüğü adama babasını bulmuş gibi sarılıyor Sezercik. (Amca size baba diyebilir miyim?) Antoine'nın birilerine kendi rızasıyla gitmesi için karşıdakinin ciddi testlerden geçmesi gerekirdi( IQ, EQ, vs) Alex ise saldım çayıra mevlam kayıra.. Eh biz de sitenin bahçesine saldık zaten.. Top, çimen, çocuk kesinlikle negatif sonuç vermeyen bir denklem gibidir, 3 bilinenli!

Denize güneşe aileye dostlara doyduk mu, tabi ki doyamadık. 2 çocukla yapmak istediklerimizin yüzde ellisini ancak yapabildik, ama buna da şükrettik, bizi görmeye gelen tüm sevdiklerimize teşekkür ettik. Muhabbet, mavra tatil kıvamında tadından yenmedi, bir de üzerine bronzlaştık, güzelleştik. Kafamızdan aşağıya buzlu sular bile döktük. Ve vakit geldi çattı, valizler tekrar toplandı, kiralık arabamız iade edildi, mayolarımız son defa kurutuldu, sevdiklerimizle vedalaşıldı, dönüş yoluna çıkıldı....
Ayrılık her zamanki gibi zor oldu. Seneye Allah Kerim dendi...

Saatler sonra güneşli güzel günler geride kaldı, bulutsuzluk özlemi yeniden başladı...












2 yorum:

  1. Hosgeldiniz! SImdi de biz gidiyoruz. Annemleri en son Martta gordugumden, bir de katilsak guzel olacak dugunler oldugundan kararttim gozumu gidiyorum. Azcik ben de gunes alayim doneyim bulutsuzluk ozleminde sana katilacagim :) Bu arada Alex konusunda yazdiklarini okurken ay kesinlikle dedim. Bu kadar insan canlisi cocuk masallah! Iyi ki yapmissiniz onu kesinlikle :) DOneyim ikisini de kucaklamaya gelecegim :)

    YanıtlaSil
  2. Iyi tatiller Gulcincigim, eminim super bir tatil olacak, California uzeri Turkiye tadindan yenmez.. Donuste gorusuruz beraber depresyona gireriz artik :)))

    YanıtlaSil