Şimdi iş başı zamanı, biberonları bezleri labtop'ımla takas ediyorum. İyi mi ediyorum bilemiyorum, desparete housewife olmak için yaratılmadığımdan şüphem yok, hele domestic goddess hiç değilim. Ama tertipli, düzenli, detaycı, disiplinli, programlıyım: Benim hayatta kalma içgüdüm bu şekilde programlanmış. Zira hayattayım, çocuklarla hayatımdan da çok memnunum. İyi ki çok acele edip koşarak işime dönmemişim, iyi ki ofisteki günlük fani olayları gereğinden fazla önemseyip bu muhteşem bir yılı kısa kesmemişim. Aslında daha uzatmak elimde olsaydı belki onu da yapardım. İşe dönüyorum diye karaları bağlamıyorum, yanlış anlaşılmasın, çalışmayı da seviyorum. Ne yardan ne serden. Ben zaten düzenimi bu duruma adapte olacak şekilde kurmuşum. Evim ve ofisim arası yürüyerek 7 dakika, yani çocuklarımla geçireceğim değerli zamanı yollarda, trafikte, metroda kaybetmiyorum. Anto'nun anaokulu işimin ve evimin orta noktasında, ofisten yürüyerek 3 dakika, evden yürüyerek 4 dakika uzaklıkta! Ekstra bir tek sporum var, o da ofisimle aynı binada! Boşa harcayacak, kaybedecek vakit yok bende, hayatımın çemberini ve çemberin çapını kendime göre ayarladım. Bir de işe dönüyorum diye bu kadar tantana yaptığıma da bakmayın, bir ay sonra kaçıyorum yine, tatile, Bodrum'a, Ağustos'da yokum! İşe dönme hafiften 'bir arkadaşa bakıp çıkacaktım' tadında oluyor ama maksat işe çakılmak değil, yumuşak iniş yapmaktı zaten.
Şu sıralar en çok çakıldığım nokta ise Anto'nun sebep arayışları. Çok değil bir kaç ay önce herşeyi soruyordu 'bu ne??? o ne???'...Neyin ne olduğunu anlatmaya çalışmaktan bir hal olmuştum, Türk dil kurumunda yarın başla deseler başlayacak kıvama gelmiştim. O günleri mumla arıyorum ( bkz. Atasözleri ve deyimler sözlüğü) çünkü artık herşeyin nedenini merak ediyor. Bu kadar neden sorusu üzerine ne kadar çok şeyin nedenini bilmediğimi farkettim. Artık her cümleye 'nedendir bilinmez' diye başlıyorum ama Anto yemiyor tabi bu bayat numaramı!
- Hadi artık yatma vaktimiz geldi
* Neden??
- Çünkü akşam oldu
* Neden?
- Çünkü güneş batıyor
* Neden?
- Çünkü güneş de yoruldu yatacak, bütün çocuklar gibi
* Neden yoruldu güneş? Ben yorulmadım
- Bütün gün bizi aydınlattı ısıttı yoruldu artık
* Neden güneş aydınlatıyor?
- Hasbinallah!!!!!
* O ne demek??
Bu muhabettler uzayıp gidiyor, oğlum felsefe çağında, küçük bir Konfüçyüs O! Felsefenin kralını meyer çocuklar yaparmış bunu da yeni anladım. Bu durumda tek tesellim hasbelkader Freud'un veya Nietzsche'nin annesi olmayışım, zira elimde kalırlardı mazallah!!!
Alex ise tam tersi onda felsefe yok, merak ettiği şeylere direkt dalıyor, önce eline sonra ağzına alıyor, ısırıyor, tadını beğenirse yiyor! 6 duyu organını da tepe tepe kullanıyor. Herşey iyi hoş ama bu duyu organları yemek olayını bir merasime çeviriyor. Herşeyi kendi ellemek, ısırmak istiyor, tam bir kaşık düşmanı oldu! Annesinin kaşıkla onu kuzu kuzu beslemesini istemiyor, elimden kaşığı kurt gibi kapıyor. Bu zulme daha fazla dayanamayan ben, taktik değiştirmek zorunda kaldım. Methodum Baby-led weaning; bebeğin çok erken yaşlarda kendi kendine yemek yemesi. Etrafımda bu yöntemi uygulayan çok anne vardı ( Sabırlı, doğalcı, Batı Avrupalı anne modeli) bense bu yöntemle kim uğraşır hem bebek kendi kendine nasıl yesin herşeyi açlıktan ölür diyordum. Tabi Alex benim yerime çoktan karar vermişti. Artık tabağı önüne koyuyorum, içine de sebzeleri mevyaları. Ortalık birinci dünya savaşından farksız, havalarda uçuşan brokoliler, parkelere pusu kurmuş makarnalar! Yemeği yemesi yarım saat, temizliği bir saat sürüyor! Bir de Alex yiyecekleri öyle bir sıkıyor ki avcunda, suyu yok sandığınız sebzelerden sular damlıyor! Karpuzun suyu kollarından bacaklarına süzülüyor, minik yıldız makarnalar kirpiklerine yapışıyor,
saçlar yoğurt banyosu yapıyor. Bazı zamanlar yemek sonrası direkt banyoya götürüp kuvette yıkıyorum kendisini! Kendime de acıyorum ama en çok da Alex'in eline düşen sebzelere acıyorum, kabak kabak olalı böyle işkence görmemiştir eminim!
Bu Alex filozof abisine gram çekmemiş, birbirlerinden o kadar farklılar ki! Mesela Anto'nun sebzelerle bu kadar yakın bir ilişkisi hiç olmadı, eli kirlensin istemezdi. Filozofluktan mı acaba diyeceğim ama aynı zamanda kendisi tam bir realist. Kandırmaca, role play yapmak imkansız. Ben şimdi spiderman olacağım diyorum hayır olamazsın ki diyor, sen annesin..Hayda oyun icabı diyorum olmaz diyor. Hadi sen kurabiye canavarı ol diyorum, ben canavar değilim ki diyor!! Farklı karaktere sokmak imkansız çocuğu. En kahraman kahraman da bile gözü yok, sadece kendi olmak istiyor! O Antoine, ben anneyim nokta!
Ama futbolcu olmaya itirazı yok, en sevdiği aktivite bu aralar. Babası ona Dünya kupası vesilesiyle Fransa milli takım forması aldı, o gün bugündür üzerinden çıkarmıyor! Dün zorla kirliye atmıştım bugün kirliden çıkarttırıp giydi tekrar. Forma pislik içinde ama futbol aşkı kir görmüyor. Yarın gidip bir tane daha alacağım, hijyen sorunsalını çözmek için! Baba oğul sürekli parktalar, bir de portatif kaleleri var, sırtlarında kale, ellerinde top fırlıyorlar dışarıya saatler sonra pislik içinde ve aç olarak dönüyorlar eve! Alex'in de bir an evvel onlara katılmasını dört gözle bekliyorum. Süper bir ekip olacaklar, gol atan kaleci, hakem ise baki...






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder