30 Aralık 2014 Salı

Deliye Her Gün Bayram


 


Bir yıl daha bitti oldu. Artık yılları karıştırır oldum, 2000 kaç bitiyor, kaç başlıyor, en az 10 saniye düşünmeden söyleyemiyorum. Eh napalım ben de yaşlanıyorum. Saçlarım beyazlıyor, hatta kaşlarımda bile beyaz gördüm geçen gün! Kendi kendimi sakinleştirmeye çalıştım, panik yapma, sadece bir tel, kopar ve hiç olmamış gibi davran... Ama saçlarda bu taktik beyhude bir çaba, akıntıya karşı kürek çekmek, samanlıkla iğne aramak, havanda su dövmek gibi bir iş, taşımasuyun Japon bir kız çocuğundan öteye gidememesi gibi bir şey. Ben bir koparıyorum, onlar 10 yerden çıkıyor. Kökten çözüm boyatmak, ona da benim elim varmıyor. Saç boyatmak benim için bir milad, 40'ıma basmadan olmaz diyorum. Neden bu kadar büyütüyorum bilmiyorum, bilinçaltında gizli sanırım benim ve saç boyasının sırrı. Şimdilik dayanıyorum, senede bir balyaj yaptırıyorum, beyazlarım çok çakılmasın diye. Onu da Adana'da Umut yapıyor. 10 senedir Londra'da yaşıyorum ama kuaför dedin mi sadece Umut'a gidiyorum. Bunun da cevabı bilinçaltında olabilir mi??


2014 hafiften kendime geldiğim yıl oldu. Bir kere hamile kalmadığım, doğurmadığım bir yıl oldu. Oh ne rahatmış meğer iç hacmin dış hacimden büyük olmaması! Bir de spora başladım, düzenli spor ve düzgün beslenmenin mucizeler yarattığına şahit oldum. Enerjimin azaldığı, pilimin bittiği zamanlarda sporla şarj oldum. Hafifledim, hem vücudum hem kafam. Hayatın sırrı meğersem adrenalin ve terlemekte saklıymış. 

Ben kendimle ilgilenirken paçamda dolanan iki yavru da boş durmadı, onlar da büyüdü. Antoine sanki daha dün doğmuştu, bugün ise favori rengi falan var. Sabahları kıyafetlerini kendi seçiyor, herşeye muhalefet oluyor, kararlar alıyor, kararlarını uyguluyor, kardeşine abilik bile yapıyor. Kıyafet seçme dışında herşeyi de çok iyi beceriyor. Eskiden gayet şık giyinirdi, benim minik moda ikoncanımdı, kız çocuk sahibi olmamanın acısını bu şekilde çıkarıyordum. Ama artık trendleri takip etmiyoruz, Anto kendi trendini yaratmayı tercih ediyor. Ortaya feci kombineler çıkabiliyor. Bak yavrum sen bu moda işini annene bırak  O bilir diyorum dinletemiyorum. Sonuç; mutlu bir çocuk ve O mutlu diye mutlu olmaya çalışan, moda katliamına göz yuman bir anne! Moda bir bücürün içinden geleni giymesiymiş, bunu da bu yıl öğrendim.



Giyinip süslenip gidilen yerlerin başında ise doğum günü partileri var. Biz zaten bunun başımıza er geç geleceğini biliyorduk. Bir partien diger partiye savrulurken, her durakta Antoine'nin bir ısırık alıp bıraktığı tatlıları, kekleri, kurabiyeleri ayıp olmasın diye yiyip duran ben, harbiden şişiyorum. Geçen partilerden birinde bir anneyle tanıştım, 3 çocuğu var, bakıcısı yok. 3 çocuğu da 3 farklı doğum günü partisindeydi, 3'ünü nasıl organize ettiğini anlattı, benim ağzım şahsen açık kaldı, kadın acaba CIA ajanı mı diye düşünmeden edemedim. Ben olsam 3'ün birini çoktan almıştım. Buarada Mart'ta Antoine'nın 4. yaş günü var, buyrun gelin, sıkıntıdan patlamazsanız, balonları patlatabilirsiniz :)) Şaka bir yana çocukların eğlendiğini görmek yetiyor insana!



Antoine her geçen gün bizi şaşırtadursun, Alex de bizi her geçen gün daha da çok eğlendiriyor. Sürekli Prozac yutmuş gibi dolanıyor ortalıkta. Şaklabanlığın bini bir para, şekerlikte sınır tanımıyor. Sevgilimle yegane eğlencemiz oldu, Alex'i izlemek. Zaten gözümüzü üzerinden ayırmamız imkansız zira nerde bir tehlike var, görevimiz tehlike elemanı gibi atlıyor. Antoine da aynıydı, yere çarpmasına 3 milim kala falan yakalardık. Utanmasam evde kask takacağım kafasına! Kendisi neşeli şirin kıvamında olsa da ağladığı zaman da tam ağlıyor. Hemen minik gözyaşları inci gibi dökülüyor, ama şişko yanaklarından dolayı süzülemediği için, oracıkta birikiyorlar. 





Çocuklar büyüdükçe hayatımız kolaylaşıyor gibi geliyor. Aslında bu bir ilizyon. Zorluk şekli değişiyor. Bakış açısıyla alakalı, kolaylaşan şeyler zor muydu ki? Hangisi daha zor bebeğin altını değiştirmek mi, yoksa hangi okula gideceğine karar vermek mi!?!!? 



Bu işler adamı şişler, harbiden kolaylaşan şeylerin başında para ödeme şekilleri geliyor. Mesela Starbucks'tan kahve alırken ihtiyacım olan tek şey telefonum, cüzdan, kredi kartı, para gibi çantamda bulıunması en az 3 dakika süren şeylere gerek yok. Telefonumu okutup geçiyorum, mis gibi. Öğlen yemeklerimin vazgeçilmez mekanı Pret-a-manger'de kredi kartımı kullanıyorum ama el terminaline sok, pin kodu gir falan yok. Akbil gibi makineye dokundurup çekiyorum. Metroya otobüse binerken de aynı olay, bilet almıyorum, banka kartımı okutup geçiyorum. Devir Contactless devri. Hayatımı basitleştiren detaylara bayılıyorum. Herşeyin elimin altında olmasını seviyorum. Eskiden lüks olan şeyler artık sıradan. Online alışveriş yapıyorsun, 2 tıkla, ertesi gün elinde. Diyeceksiniz ki işte bütün bunlar tüketim toplumunun şeytani icatları. Haklısınız belki ama o zaman uymayın şeytana kardeşim!!!

Tüketim toplumu dedim mi, Noel gelir aklıma. Ekimden itibaren başlayan bir alışveriş çılgınlığı, beraberinde gelen reklam çılgınlığı, kalabalık çılgınlığı, vs. vs. Ben Noel olayına eş durumundan dahil oldum 10 sene önce.. Öncesinde farkında bile değildim, nedir ne zaman kutlanır. İşin içine girince anladım ki, çok güzel bir gelenek. Bütün ailenin bir araya geldiği muhteşem yemeklerin yendiği, oyunların oynandığı, aynı masada saatlerce oturulduğu, hediyelerin açıldığı, yaşlı-çocuk ayrımı olmadığı bir gün. Aynen bizim bayramlar gibi. Maksat bir araya gelmek, güzel bir günü paylaşmak. Ben 10 senedir her Noel'de Paris'teyim, sevgilimin ailesiyle beraberim, kuzenler, amcalar, yengeler... Bir Noel dahi olsun bu sefer de tatil yapalım kayağa gidelim, denize girelim demedik. Geleneğe saygısızlık etmedik. Bu istikrar beni gerçekten etkiledi. Noel demek aile demek burda. İçilen şampanyalar, şaraplar da cabası :)

Diyeceğim o ki, herkes neyi kutlamak istiyorsa kutlasın, bulunduğu ortama adapte olsun. Bazılarındaki eleştiri kapasitesini benim anlamam mümkün değil. Cadılar bayramı, sevgililer günü, Kurban Bayramı, Hanukkah, thanksgiving, Hıdırellez vs. vs. Kimin içinden ne geliyorsa kutlasın, kutlayana katılsın, istemiyorsa da sadece kutlayanı kutlasın. Keşke herkesin elinde kendi dünyasından biraz uzaklaşıp başkalarının hayatına dahil olma şansı olsa, kendine benzemeyenlerle bir arada yaşama fırsatı doğsa.Başka bir perspektiften bakabilse herkes. Bence dünya çok daha çekilir bir yer olurdu. 

Zannetmeyin ben herşeyi kutluyorum, mesela sevgililer günü benim radarımdan düşeli çok oldu. Lisedeyken çok büyük bir olaydı benim için. Yıllar sonra gerçek sevgilime rastlayınca bir anda anlamını yitirdi, gereksiz hale geldi benim gözümde. Deliye hergün bayram, bu bağlamda çok anlamlı bir atasözü ;) Ama kutlayana, önemseyene saygım sonsuz. 



2014 inişli çıkışlı bir yıl oldu, umudu kaybetmenin eşiğinden, çıkmayan candan ümidin kesilmeyişinden, beslenen herşeyin yeşereceğinden, kavgalardan, aşklardan, hayata dair herşeyden biraz vardı. 

2015 neler getirecek bilemiyorum ama bizim için önemli bir yıl olacağı kesin. Antoine ilkokula başlayacak, Alex anaokuluna. İki cüce de daha çok büyüyecek, bizi daha çok şaşırtacaklar. Bense sevgilimle onları izlerken, daha fazla kaçamak yapmanın, başbaşa kalmanın yollarını planlayacağım. 

Hepinizin yeni yılı şimdiden kutlu olsun. Umarım yeni yılda bütün günleriniz, istediği yerde dolaşıp, dilediği herşeyi yapan bir delinin özgürlüğü ve şenliği gibi geçer. 



   


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder