Evet kamuoyundan biraz daha hassasiyet, bilim ve fen camiasından biraz daha ilgi bekliyorum! Ömrümün (İngiltere standartlarına göre) %47'si akıp gitmiş, takan yok!
Eh madem öyle, ben de bilimi feni bir kenara bırakır, kaderliciliğe sığınırım. 39 yılın sırrını çözememiş bilim adamları, sıkıyorsa 10 senedir Avrupa'da yaşayıp hala kaderci takılmamı açıklasınlar bakalım!
Her şakanın altındaki gerçek payı olayı doğrudur. Tiye aldığım yaş durumu bende hafif bir sendrom yaratmıştır. Hafif bir 'ömür düşündüğümden daha hızlı ilerliyor' hissiyatı ve 'vay anasına sayın seyirciler' paniğine yol açmıştır. Panik atak modumdam çıkmak için bu yaş gününü, yaş günü haftasına çevirerek kendimizi Fransız Rivierasına attık. Tecavüz kaçınılmazsa zevk almanın bir yolunu bulmak esastır.
Diğer bir alternatif de nüfus kaydımı değiştirmekti tabi ama kağıt üzerinde 5 yaşında görünmemin kimseye bir faydası dokunmayacağı barizdi!
Fransa'nın güneyi, en sevdiğim bölgesi Fransa'nın. Hem Akdeniz sahili oluşu hem de pastel renklere bürünmüş hali bana yetiyor. Çok iyi anlıyorum Cézanne'ı, Monet'yi, Renoir'ı ve tabi şükrediyorum bende bir adet iPhone ve instagram oluşuna.. ( Ben de elimdeki imkanlar kadar empresyonistim var mı itirazı olan!) Dağlar, deniz, güneş, birbirinden güzel şehirler, kasabalar, köyler ve inanilmaz yemekler ve de şaraplar! Hepsinden tepe tepe alıyorsunuz bünyeye. Soğuk Rose'nizi yudumlarken, zaman ağırlaşıyor, manzaralar en az yemekler kadar doyurucu oluyor. Otomatikman aklınıza acayip romantik kareler geliyor değil mi? St.Tropez sokaklarında sevgilinizle umarsızca el ele yürüyüşünüz falan, her ağacın altında öpüşmeler filan... Gelin görün ki bizim tatil tam olarak 'a good year' filminden karelerle dolu değildi, Russell ve Marion yoktu! Varsa da onları iki küçük veletli düşünün. Serseri mayın 1,5 yaşında bir Alex'siniz varsa romantizm sizin neyinize! Tatil daha ziyade çocuk peşinde koşulan bir çeşit spor olayına dönüşür. Yemekler boğazınıza dizilir, çocukların sabrı tükenip şaraplar tükenmeyince çoğu zaman kadehler fondip yapılır veya acıklı bir şekilde şişenin kalanıyla vedalaşılır. "Aman canım çocukların neşesi yeter" bildirimi külliyen yalandır! Çocuklu tatil karın doyurmaz! Bizim bu sefer, bu kategoriden yırtma sebebimiz ablamız Aysel'i de yanımıza alışımızdandır. Az önce bahsettiğim romantizm, ılımlı romantizm olarak yaşanmıştır. Şarapların keyifle sakin sakin içildiği ortamlar yaratılmıştır, hatta el ele umarsız yürüyüşler bile mümkün olmuştur. Ne şiş yanmıştır, ne kebap! Oh Kebap!
Sonuç olarak dört dörtlük bir kaçamak olduğunu söyleyebilirim, Alex'in uçak yolculuklarını Elm sokağına çevirdiğini saymazsak tabi! Bayılıyorum uçakta bir salise aynı pozisyonda durmak istemeyen yavrunuzla cebelleşirken, hostesinizin çocuğunuzu nasıl tutmanız gerektiğini anlatışına. Denemesi bedava abla, buyur bir ucundan da sen tut! Çocuklarda zeytinyağı akışkanlığı denen olayın araştırılmasını da bilim insanlarına havale ediyorum. Bari bunu çözün vicdansızlar, yaş olayından vazgeçtim bak!
Bol bol gezdik anlayacağınız. Tatil dedin mi, bendeki gezme hücrelerinde acayip bir artış oluyor. Mikroplarla savaşan akyuvarlar gibi çoğalıyorlar! Heryeri görmek istiyorum. Her an dolu geçsin istiyorum. Allahtan beni dizginleyen bir sevgilim var, sayesinde o şaraplar rahat rahat içiliyor. Bu durumdan bizim Aysel de nasibini aldı. 'Ya sen hep böyle misin, seninle tatil çok yorucu' diyerek, hafif isyan etti! Evet ben böyleyim, bu aktifliğe rağmen, göremediğimiz gidemediğimiz yerler kaldı. Eh demek ki cinayet mahaline geri dönen katil gibi biz de buraya geri döneceğiz! Vive la France!
Her tatil dönüşü tatile ihtiyacım oluşu bundandır. Aksiyon istemediğim tek tatil deniz tatilidir. Bodrum'a gittiğimde yegane amacım yan gelip yatmak ve yüzmek oluveriyor nedense...
Hayatımız hiperaktif hiperşeker Alex'le dop dolu geçiyor. Antoine artık abi, sakin ve aklı başında. (Ama O da bitmek tükenmek bilmeyen sorularıyla insanı intiharın eşiğine getirecek kapasitede, hafife almaya gelmiyor :)) İki bücürün kolaylıkları ve zorlukları biraz olsun birbirini dengeliyor. Arada olan bizim dengeye oluyor tabi. Yalnız genelde golü yiyen ben oluyorum. Çünkü aklı başında, laf anlar, söz dinler Antoine babacı, görevimiz tehlike'nin A takımıyla sentez yapmış hali Alex ise anneci. Alex benim peşimden ayrılmıyor, öğlen 12 civarlarındaki gölgem gibi (bodur). Ne zaman babasına satsam 15 dakika sonra av köpeği gibi evde izimi sürüp beni buluyor, bacaklarıma dolanıyor. Tam bir Deli Dumrul kendisi!
Ağustos'da 2 yaşına girecek, bir ümit durulur biraz diye hayal ediyorum ama, "2 yaş olgunluğu" diye birşey de yok ki literatürde!! 2 olsun hele, ben size durumumuzu bildireceğim tekrardan!
39 yaş olarak hoşuma gitmese de, rakam olarak gayet şuh! Gizliden gizliye sevebilirim belki.. Daha çok yeni, belki zamanla birbirimize alışırız. Hatta ilerde onunla bir olup 40'a meydan okuyabiliriz! Ama şimdi bunları düşünmek için çok erken. 39-40'dan ziyade hayatımı tanımlayan rakamlar 1.5 ve 4 şu sıralar. En eğlenceli, en sevimli, en mutlu onlar. Ve onlarla 39 kat mutlu ben!




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder