Sonunda 2013 bitti, aynı 2012 gibi, 2011 gibi, akıp giden ömür gibi... Hayatımda bu kadar yorgun bitirdiğim bir yılı daha hatırlamıyorum (ancak 1976'da doğduğum yıl bu kadar yorulmuşumdur sanırım). Gelin görün ki, bu kadar mutlu bitirdiğim bir yılı da hatırlamıyorum. İçimde acayip, tarifsiz bir mutluluk var. Ne diyeyim Allah bozmasın!
Mutluluğumun kaynağı iki küçük insan, biri hayatıma 2011'de rüzgar gibi girdi, sonrasında kasırgalar kopardı, diğeri ise 2013'de gelerek 1+1'in 2 etmediğini kanıtladı (matematik dünyası yorumsuz kaldı). Tarif edilemeyen mantık dışı konseptler listemde çocuk sahibi olmayı ilk sıraya koydum, ikinci sıradaki konsepten de açık ara önde (koca gemiler nasıl batmıyor :)
2013'ün yarısı hamile olarak diğer yarisi ise elindeki topları düşürmeden çevirmeye çalışan bir hokkabaz olarak geçti. Hokkabazlık zor zanaatmış, full konsantrasyon, sabır, ve pratik gerektiriyor. Ancak her geçen gün kolaylaştığı da doğruymuş. ( Practice makes perfect )
Ama hokkabazlığın kralı, 2 çocukla 2 valize sığmaya çalışmakmış. Paris seyahati öncesi, valiz olayına giriştiğimde olayı hafife almışım, zira üç kere aynı eşyaları çıkarıp "bu sefer sığdıracağım" azmiyle tekrar koymaya çalışıp beceremeyince pes ettim, resistance is futile! Bir valiz çocukların bir valiz bizim olsun düşüncesi saflıktan başka birşey değilmiş. İmdadıma bizim Aysel yetişti, bize bir valiz ödünç verdi. Problem tam olarak çözüldü diyemeyeceğim ama baya hafifledi.
iki çocuklu ilk uçak seyahati sorunsuz geçti, kusan,ağlayan,bağran çağran olmadı, elaleme rezil olmadık,pis bakışlara maruz kalmadık, uçaktan atılmadık. Uçaklarla kafayı bozmuş oğlum Anto, hayretler ve heyecan içinde olan biten herşeyi izledi, uslu uslu. Alex ise herkese gülücükler saçarak uçağın maskotu oldu. Ama tabi ki aklı başında çocuklarıma hakkını verirken, Heathrow Terminal 5'i ve British Airways'i atlayamam. Herkesin yardımcı olduğu, önümüzde bütün kapıların açıldığı muhteşem servis anlayışıyla bizi utandırmadılar. Bir de uçağa herkesden önce binmek istiyorsanız, boşuna first class bilet alıp masrafa girmenize gerek yok, çocuk yapmanız yeterli, bir adet bebek her kapıyı açar! (Denklemde bir abukluk var kabul ediyorum ama benim kafam ekonomiye basmaz zaten :)
Seyahatin Londra kısmı ne kadar yağdan kıl çeker gibi olduysa da Paris kısmı yağın üzerine basıp kayıp düşerek geçti. Orly feci bir havaalanı, çalışanları daha da feci. Olayın her aşamasında acı çektik, seyahatin işkenceye dönüşmesi için ellerinden geleni ardlarına bırakmadılar. Sevgilim ve beni kıl ettiler, and içtik bir daha uçakla Paris'e gitmemeye, bir sonraki ziyaret arabayla... Yaşasın road trip!
Paris'in geri kalanı güzel geçti, yağmur soğuk rüzgar demeden gezebildiğimiz kadar gezdik, Tabi bütün gezmeler Antosal düşünülüp planlandı. Müzeler, şatolar vs. vs. Benim Paris sokaklarını sevgilimle arşınlama planlarım bir kez daha bir başka bahara kaldı. ( O baharı sabırla beklemek gerekecek zira daha bilmem kaç bahar çocuksal planlarla dolu geçecek olduğu kesinleşti hatta resmi gazetede de yayınlandı) Zavallı Alex de Karamürsel sepeti gibi kolumuzda gezdi. (Yalnız bu şaka değil, Versay Şatosunu gezerken harbi sepeti kolumuza taktık, çünkü şatoya puset sokmak yasakmış!!! İnanılmaz ama gerçek! 4 aylık oğlumun yürüyerek gezmesini mi bekliyorsunuz dedim ama dinleyen kim!!!! )
Noel aktiviteleriyle aile ve yemek hasreti giderildi, yine günde 3 öğün şampanya içildi, her yemeğe uygun şaraplar açıldı, peynirin dibine vuruldu... Benim naçiz vücudum, elbet birgün bu tempoya alışacak diyerekten yedim içtim. Benden bir tavsiye isterseniz gece uyanan bir bebeğiniz varsa sarhoş olmamaya gayret gösterin :-)
Bizim çocuklar Noel'in de gözbebeği oldular, şımarıklıktan yaramazlıktan uzak durarak.. Şu sıralar duymaktan en çok zevk aldığım kompliman 'ne kadar aklı başında, ne kadar tatlı çocuklarınız var, bravo' (Bizim memleket için bravo yerine maşallahı koyabilirisniz) Umarın hep böyle olurlar da bugünleri mumla aratmazlar... ( bkz. şımarık çocuk fobisi olan anne)
Ortamda yeni bir bebek olunca hemen kime benziyor, neresini nerden almış tartışmaları başlıyor. En yeteneksiz olduğum konuların başında geliyor 'bebek benzetme' (ikincisi de yaş tahmini, biri 'sence kaç yaşındayım' diyecek diye hep ödüm ağzımdadır). Daha doğar doğmaz bebeğe bakıp 'ay aynı amcası, kulaklar halasından, kaslar teyzesinden, sağ gözü dayıya sol gözü dedeye benziyor' diyebilenlere, saniyesinde çocuğun gen haritasını çizebilenlere ancak şapka çıkarabiliyorum. Bir de kimseye 'çocuk kimseye hatta birşeye benzemiyor' diyemiyorsunuz, zira sizi de anında benzetirler. Benim evrim teorisi tezim herşeye rağmen geçerlidir.
Zaten bu genetik olayı acayip birşey, bana yıllar önce biri çıkıp da senin iki sarışın çocuğun olacak hatta biri mavi gözlü olacak deseydi 'hadi leyn, İsveçli miyim lan ben' derdim.
1 Ocak 2013 daha dün gibi, Anto daha 1.5 yaş civarlarında, Alex ise içimde büyüyen bir karides, sekiz... Anto da, biz de başımıza geleceklerden habersiz... İnsan böyle düşününce hayatta hiçbir şeye hazırlıklı olmanın mümkün olmadığını anlıyor. Geçen sene bugün Anto yatağından kaçmayı başararak Chicken Run tadında bizi hazırlıksız yakalamıştı. Tam 365 gün sonra yine bizi şaşırttı, 'anne ben yukarı çıkıyorum, yatağımı yapıcam' diyerek. Demesi şaşırttı ama gidip bizzat yatağını yapması duble şaşırttı.
Bir sene öncesine kadar doğru dürüst cümle kuramayan bir veletken, bir sene sonra kendi yatağını toplamaya kendi kendine karar veren bir çocuğa dönüşmüş olması şokların en babası oldu. (Yoksa biz beklentilerimizi çok düşük mü tutuyoruz!) (Ha bir de yatağı yaptı derken Hilton kat görevlisi gibi değil, aşağıdaki resimde görüldüğü gibi yaptı (yani babası gibi))
2013 Şeker bayramının ilk günü gelen Alex'le şekerlendi. O gün bugündür öncesine göre daha şenlikli bir hayat yaşıyoruz. Evde sürekli bir hareket var, dörtlü tost olma konseptini yarattık, Alex'in arada ezilme riskini göze alarak sarılıyoruz birbirimize, Anto bayılıyor bu aktiviteye. Kendisi bir an önce Alex'in büyümesini istiyor, kendisini artık 'büyük' kategorisine soktu. Ne zaman sen daha küçüksün desek 'hayır küçük Alex, ben büyüğüm' diyor. Henüz 'daha küçük' olayını kavramış değil, olaylara siyah beyaz yaklaşıyor!
2014 neler getirecek diye düşünmek anlamsız, dediğim gibi hayatta başımıza geleceklere hazırlıklı olmak mümkün değil, zaten işin güzelliği de bu, her sabah uyanıp acaba bugün Anto ve Alex neler yapacak diye merak içinde olmak...



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder