Oğlum tam bir dönek. Küçük olanı değil kendini büyümüş zannedeni... Hamileliğimin sonlarına doğru bana yapışma kararı alıp aylarca dibimden ayrılmayan, gölgem gibi güneş batana kadar kaybolmayan cüce Anto, geçenlerde ani bir kararla beni terk etti (yakamdan düştü). Artık O babasının oğlu, babasının gölgesi. 'Anneyle yatıcam anneyle yiycem anne yıkasın beni' diye kesin tavırlar sergileyen velet artık babacı oldu. Baba da baba, annenin pabucu dama atıldı resmen. Çok da şikayetçi değilim çünkü kendimi erken emekliliğe ayrılmış gibi hissediyorum. Zavallı sevgilim ise kendine ikinci bir iş bulmuş gibi, akşam mesaisinde artık. Bense bu duruma fazla kafa yormuyorum ilahi adalet diyorum :) ( kafa yormasam da çocuk durumu çaktı tabi, "anneye yeni müşteri çıktı ben hafiften kaçar")
Alex hala şişko ve mutlu bir bebek, 6 ayı kazasız belasız devirdi ama diş çıkarıyor. Unutmuşum bu diş çıkarma olayının bebek kadar anne-baba için de acılı bir olay olduğunu. Bir de benim çocuklar diş konusunda çok aceleci.. Ananızın karnında 9 ay nasıl durdunuz diyecem ama ikisi de en az 10 gün geç doğdu. Anto 3 aylıkken dişlenmişti Alex de 4 aylıkken başladı.. O gün bugündür de durmadı. Normal bebekler nasıl ve ne zaman diş çıkarıyor bilemiyorum. Ama benimkilerin toptan ve perakende çıkardığı kesin! Aynı haftada 4 diş çıkarıp beni ve sevgilimi zombi kıvamına getiren Alex, bize 2 gün izin verip tekrar salyalar akıtmaya başladı. Genetikte var bir Transilvanyalılık ama ben çözemedim.
Geceleri vampirleşen oğlum, gündüz Obelix kıvamında, yaptığımız mamaları götürüyor. Mama sandalyesinde mutlu sofra adabı sıfır olsa da. Anto çok zor yerdi, binbir şaklabanlıkla. Ortak noktaları ise yer çekimine olan güvensizlikleri. Alex mama sandalyesinde eline ne geçerse aşağı atarak, her seferinde Newton'u yalancı çıkarmaya çalışıyor ama nafile! Anto da aynı şekilde binlerce kez denemişti. Fizik kanunlarında yamuk olmayacağından, olan bizim parkelere oluyor!
Hep birinci çocukla, ikinci çocuk arasındaki farkları anlatıyor gibi görünsem de, aslında fark çocuklar arasında değil, anne ve babada. İlk çocuğu büyüten anne-baba ile ikinci çocuğu büyüten anne-baba aynı değil. Değişen bizzat biziz. Zavallı ilk çocuk bir deneme tahtası, okunan bütün kitaplara rağmen uygulanan methodun adı 'deneme-yanılma' (Çoğu durumda sadece 'yanılma'). Sürekli ıskaladığınız dart tahtası, veya ilk hamlede deliğe kazara soktuğunuz siyah bilardo topu!
İkinci çocuk ise tam tersi, deneme yanılmadan öğrenilenler sayesinde 'boşuna deneme, yanılırsın' methoduyla büyüyorlar. Yine de her çocuk kendi şahsına münhasır olduğu için olayları yüzde yüz formüle etmek imkansız.
Alex çok matrak, tam bir şaklaban ve şaşkoloz, Anto'ya da bayılıyor. Karşısına geçip dans ediyor şarkı söylüyor, Alex kafadan kopuyor, kahkaha tufanı oluyor. İşte bu noktada bir umut ışığı doğuyor geleceğe dahir, bu çocuklar yakında birbirleriyle oynayacaklar ve biz de nirvanaya ulaşacağız!!!!
Ama daha nirvanaya vakit var, o zamana kadar benim kaçış yerim spor. Hergün kendimi spora atıyorum, ter atıyorum, zaten yorgun vücudumu daha da yoruyorum, sonra adrenalin doluyorum ama bir türlü doymuyorum. Haftada bir spor hocam Alex'le çalışıyorum. Bir Alex'in bozduğunu diğer Alex tamir etmeye çalışıyor. Alex'i anlatmıştım, kaslar kraliçesi, çok tatlı, çok anlayışlı bir kız. Disiplinli ama 'acı yok Rocky' kıvamında değil, dozu iyi ayarlıyor. Zaten spora alışık değilim aşırı dozdan gidiveririm mazallah! Ama tabi her hafta program zorlaşıyor, rahata alışmaya izin yok. Bense hala sporda kendi işime bakacağıma etrafdakileri izlemekten kendimi alamıyorum. Bir kız var ki, seyretmeyende vardır bir bozukluk.. Uzun boylu, incecik, kısacık saçlı, sivri burunlu, simsiyah kılıklı, hık demiş Trinity'nin burnundan düşmüş. Bir de yanında uzun boylu yakışıklı bir hocası var, kendi gibi siyahlar içinde.. Onlara bakarken 'vat iz matriks ulan!!!!' diye bağarasım geliyor. Gerçekten bu kaslı sportif atletik insanların arasında kendimi japon turist gibi hissediyorum! Yanlış anlaşılmasın herşeye rağmen üzerime düşeni de yapıyorum! Hele de salıları gittiğim Zumba sınıfımda çok eğleniyorum. Angela süper bir zumbacı, insan terlerken nasıl bu kadar güleryüzlü olabilir aklım ermiyor. Bir de Allah kıza popo vermiş ritmik salsayla sallasın diye!
Sporda ne kadar zorlanıyorsam artık evde de o kadar zorlanıyorum. Asuman'nın gelişi ile rejimim büyük risk altına girdi. Evde elimi nereye atsam altından puding çıkıyor, pilav çıkıyor, parmezanlı krakerler çıkıyor! Asuman durumu kurtarmak için bana hergün salata yapıyor, 'sen bunu ye' diye...He yedim ben de!!!!!!




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder